Genel Sağlık-İş Sendikası, hazineye ait pek çok taşınmazın özelleştirme programına alındığını duyurdu. Sendikanın yaptığı açıklamada, “Kamuya ait mülklerin özelleştirilmesi, ‘tasarruf’, ‘program’, ‘gelir ortaklığı’ gibi kavramlarla gizlenemez. Bu durum, kamuya ait taşınmazların mülkiyet ve yönetim şekillerinin değiştirilmesi ve bunun toplum üzerindeki etkilerinin yeniden değerlendirilmesi gerekliliğini ortaya koymaktadır.” ifadelerine yer verildi.
Ayrıca, Anayasa’nın devletin sosyal bir hukuk devleti olduğunu vurguladığını hatırlatan sendika, “Bu ilke, kamu varlıklarının yönetiminde sadece ‘bütçe geliri’ veya ‘piyasa değeri’ anlayışının yetersiz olduğunu; kamu hizmetleri, toplumsal ihtiyaçlar ve uzun vadeli kamu yararının göz önünde bulundurulması gerektiğini ifade eder. Anayasa, kamu varlıklarının özelleştirilmesiyle ilgili ‘esas ve usullerin’ yasalarla belirlenmesini zorunlu kılar. Bu nedenle, özelleştirme süreçleri hukuka uygunluk, kamu yararı, ölçülülük, şeffaflık ve denetlenebilirlik kriterleri altında yürütülmelidir.” açıklamasında bulundu.
Özelleştirme Uygulamaları Hakkında 4046 sayılı Kanun’un, satış, kiralama ve işletme hakkı devri gibi yöntemleri düzenlerken, bu yöntemlerin kamu yararına uygun kullanılması gerektiğine dikkat çekildi. Ayrıca, 4706 sayılı Kanun’un Hazine taşınmazlarının değerlendirilmesine dair yetki tanımasına rağmen, bu yetkinin keyfi bir tasarruf yetkisi olamayacağı vurgulandı. Kamu gücünün kullanımı, her durumda hukukun sınırları içinde ve etik kurallara uygun bir şekilde gerçekleştirilmelidir.
Açıklamanın devamında, “Hangi taşınmazlar özelleştirme kapsamına alındı ve neden? Bu taşınmazların kamu hizmetiyle bağlantısı nedir? Seçilen yöntemler bakımından kamu yararı analizi yapıldı mı? Yapıldıysa, bu analizlerin dayanağı nedir? Süreçte hangi şeffaflık ve rekabet güvenceleri sağlanacak? Özellikle sağlık hizmetleriyle ilgili taşınmazlarda, hizmet sürekliliği ve kamu yararı açısından alınacak önlemler nelerdir?” soruları gündeme getirildi.
Kamu taşınmazlarının piyasa koşulları ile el değiştirmesi durumunda, sağlık hizmetinin kalitesi ve kamu yararının nasıl korunacağına dair sorgulamalara yer verildi. Sendika, “Bizim itirazımız, sadece soyut bir ‘yatırım’ ya da ‘verimlilik’ tartışması değil; kamu taşınmazlarının, Anayasal ilkelerden koparılmasının ve kısa vadeli gelir hedeflerine indirgenmesinin getireceği risklerdir. Kamu malları, yönetimlerin ‘elden çıkaracağı şirket varlığı’ değil, hukuk devleti içerisinde korunması ve kamu yararına sunulması gereken ortak değerlerdir.” açıklamasını yaptı.
Sonuç olarak, kamu yararı gerekçesinin somut, ölçülebilir ve denetlenebilir bir şekilde ortaya konulmasını, tüm taşınmazların listesinin ve durumlarının kamuoyuna açıklanmasını, sağlık ve sosyal hizmetlerle ilişkili taşınmazlarda kamu hizmetinin önceliklendirilmesi için gerekli güvence ve denetim mekanizmalarının hayata geçirilmesini talep etti.